Banka riskleri genel olarak; kredi riski, piyasa riski ve operasyonel riskler. Bu tür risklerin yönetiminde odaklanılan veri hem banka iç sistem verisi hem de dış veri kaynaklı olabilir. Banka iç verisi kontrol altındandır ve veri kalitesi yüksektir.
Bankacılık sektörü risk yönetiminde kullanılan verilerin bir kısmı tarihsel veri setleri gibi dış güvenilir kaynaklardan akışkan veri olarak temin edilmektedir. Fakat özellikle kredi riskinin yönetiminde kullanılan veri ağırlıklı olarak kredi izleme süreci verisi şeklinde sınıflandırılabilir. Bu tür veri de işletmelerin finansal tablo verileri ile banka kredi izleme uzmanı personelinin yaptığı ziyaret ve takipleri sonucunda ulaştığı veridir.
Kredi izleme süreci verisi hem vergi mevzuatı kaynaklı objektif olmayan uygulamalardan dolayı verinin gerçek durumu yansıtmaması hem de kayıt dışı ekonomiden dolayı verinin bütün işlemleri yansıtmaması riski bulunmaktadır. Diğer yandan kredi izleme uzmanı gözlemleri de hem objektif olamayabilmekte hem de duyum ağırlıklı olabilmektedir.
Bu şartlar altında yüksek kalitede sistematik akışkan veri ile yönetilebilen piyasa riski yönetimi ile kısmen veri kalitesinin yüksek olduğu kabul edilen operasyonel risk yönetimi istenilen seviyededir ve uluslararası uygulamalara paraleldir.
Fakat banka risk yönetimi sistemlerinin en büyük handikabı; veri kalitesi, objektiflik ve veriye ulaşım gibi problemlerle karşılaştığı kredi riskinin izlenmesi sürecidir. Bundan dolayı da bankacılık sektörü; reel sektör dinamiklerini hem yakından takip etmek zorundadır hem de olası bir duyum-istihbari bilgi ile çok rijit kararlar almadan karşı tarafın riskini artırmadan gerekli aksiyonları almak durumundadır.
Bankanın kredi riskine yönelik ilk öncü işaretleri çek hareketleri, hesap hareketleri ve diğer bankacılık sistemi izlenebilir verilerine dayanmaktadır. Fakat bu tür verilerde olabildiğince manipülasyona açıktır. Diğer öncü işaretler ise işletmenin finansal verileridir ve bunlar da olabildiğince manipülasyona açıktır.
Bu tür problemler öncelikle ulusal ekonomileri sonrasında da global piyasaları etkileyebileceği için de Basel kuralları ile uluslararası düzenleyici otorite tarafından takip edilmektedir.
Reel sektör dinamikleri ve risk doğurabilecek oynaklıklar bu yüzden ani ve rijit kararlarla sadece banka çıkarları doğrultusunda yönetilmemeli ve karşı tarafın reel sektörün, ekonominin ve toplumun bir parçası olduğu dikkate alınmalıdır. Yukarıdan aşağıya doğru sınıflandırıldığında ulusal ekonomi, sektörler, reel sektör, işletmeler ve bireylerden oluşan bu sıralamada önce bireyler ve sırasıyla işletmeler, reel sektör, sektörler ve ulusal ekonomi etkilenmekte sermayenin eridiği, kaynakların etkinliğinin kaybedildiği, marka değeri ve tüm kazançların global ölçekte kaybedildiği bir ortamla karşılaşılmaktadır. Bu durum da neticede krizin derinliğini artırmakta ve krizden çıkış süresini uzatmakta daralan ekonomide bankacılık kesimi karlılık oranları azalmakta ve global ölçekte rekabet kaybedilmektedir.
Reel sektör riskleri bumerang misali çok hızlı bir şekilde bankacılık sistemini çok ciddi boyutta ve uzun zamana yayılan kapsamda etkilemektedir. Bu tür risklerin yönetimi sürecinde ulusal ölçekte; TTK çeşitli önlemlerle işletme kurumsal kimliği ile işletme sahibini kısmen ayırmakta, VUK düzenlemeleri nakdi sermaye artışının avantajı olarak konumlandırılabilecek aksiyonlarla sermayenin korunması ve artmasına yönelik çeşitli önlemler almaktadır fakat burada asıl aksiyon alanı işletme sahiplerine kalmaktadır.
Eğer işletme sahipleri hem kârın hem de sermayenin maksimizasyonuna yönelik önlemler almadığı takdirde önce bireyler ardından toplumsal yapı zarar görecek sonrada sırasıyla işletmelerin iflası ile birlikte tedarikçilerden bankalara kadar pek çok kesim etkilenecektir.
Sözün özü işletmelerin risklerini yönetememesi bankacılık riskleri açısından çok önemlidir ve krizlerin de çıkış noktasıdır.
Prof. Dr. Davut Pehlivanlı
İstanbul Üniversitesi | GRC Management

